" bursa koçluk eğitimleri" etiketli makaleler görüntüleniyor
ÖĞRENCİ KOÇLUĞUNDAN NASIL FAYDALANACAĞIM
Ağu 11, 2014   //   Yazar: admin   //   Genel  //  Yorum Yapılmadı

ÖĞRENCİ KOÇLUĞU

Öğrenci koçluğu, öğrencinin sınavda istediği başarıya ulaşması için hem zihinsel, hem duygusal, hem de fiziksel diye adlandırdığımız (öğrenme, hatırlama, soru çözme, dikkat, neden sonuç becerisini kullanma) potansiyellerini en yükseğe çıkarma sürecidir. Öğrenci koçluğu sürecine yön veren öğrencinin hedef tespit etmesi, hedefine varacak kaynaklara sahip olması ve bu hedef için en uygun eylem planlarının hayata geçirilmesidir.

Öğrenci Koçluğu Program İçeriği

  • Öğrenme ve sınav başarısı
  • Hızlı okuma teknikleri
  • Hafıza teknikleri
  • Akıl haritaları
  • Performans çarkı
  • Subliminal CD hazırlama
  • Empatik dinleme
  • Çoklu zeka
  • Sağ ve sol lob
  • Zihin frekansları
  • Testler
  • Nefes egzersizleri
  • Motivasyon çalışmaları
  • Dikkat ve odaklanma
  • NLP ile öğrenme
  • Sınav kaygısı çalışmaları
  • Başarıyı başarmak
  • Ders çalışma teknikleri
  • Öğrenme seviyeleri
  • Mantık seviyeleri
  • Largo barok müzik ile öğrenme
  • Omega-3 ve imajinasyon
  • SMART
  • Walt Disney Tekniği
  • Hedef belirleme çalışmaları
  • Vizyon – misyon oluşturma
  • EFT
  • Çapalama ve yeniden çerçeveleme
  • Konsantrasyon çalışmaları
  • KENDİNİ TANIMA
  • MUTLULUK VE YAŞAM DOYUMU
  • KENDİNE GÜVEN ,İNANÇ VE MOTİVASYON
  • BAŞARI ,HEDEF BELİRLEME VE PLANLAMA
  • DERS ÇALIŞMA VE ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME
  • PROBLEM ÇÖZME VE YARATICI DÜŞÜNCE
  • ALGILAMA ,İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ
  • GELİŞTİRİCİVE DEĞİŞTİRİCİ ETKİNLİKLER
  • KİŞİSEL GELİŞİM ÖYKÜLERİ
  • BU EĞİTİMLE
  • GENÇLER YAŞADIKLARI DÜNYADA FARK YARATACAK
  • HAYAT BİR DİZİ SORU SORMA VE CEVAPLAMA İŞLEMİDİR.BAŞARILI VE MUTLU BİR YAŞAMIN SIRRI,DOĞRU SORUYU SORMAYI VE KULLANIMA UYGUN EN İYİ CEVABI BELİRLEMEYİ ÖĞRENMEKTİR.BUNU ÖĞRENECEKLER
  • ETKİLİ SORULAR SORMAYI ÖĞRENECEK ,KAFA KARIŞIKLIĞINI ORTADAN KALDIRARAK BERRAK DÜŞÜNMEYE VE KARARLI UYGULAMALARA YÖNELECEK.
  • EDİNDİĞİMİZ KOŞULLANMALARDAN DOLAYI BAŞARIYA VE MUTLULUĞA ULAŞMA KONUSUNDA KENDİMİZE NASIL ENGELLER KOYDUĞUMUZU ÇARPICI BİR ŞEKİLDE GÖRECEKLER.
  • KENDİMİZİ KEŞFETME,MUTLU VE ÜRETKEN BİR HAYATA DÖNÜK GÜÇLÜ DEĞİŞİKLİKLER İÇİN GEREKLİ YÖNTEMLERİ ÖĞRENECEKLER.
  • NEGATİF İNANÇLARIMIZI DEĞİŞTİRMENİN ,MUTLU ,BAŞARILI VE SAĞLIKLI BİRHAYATIN KAPILARINI ARALAMANIN YÖNTEMLERİNİ ÖĞRENECEKLER.
  • KENDİLERİNİ TANIMA,SEVME ,TAKTİR ETME VE KABUL ETME ÖZELLİKLERİNİ GÜÇLENDİRECEKLER.
  • BAŞARISIZLIK İÇİN MAZERET BELİRTMEYİ BIRAKI,SONUÇLAR ÜZERİNDE DÜŞÜNMEYE BAŞLAMALARINA YARDIM EDECEK.
  • BİLGİYİ NASIL ÖĞRENEBİLECEKLERİNİ VE DOĞRU TEKNİK KULLANILARAK PROBLEMLERİ NASIL KONTROL EDEBİLECEKLERİNİ VE ÇÖZEBİLECEKLERİNİ ÖĞRENECEKLER.
  • MESLEK SEÇİMİ


BEYİN NASIL ÖĞRENİYOR
Tem 15, 2013   //   Yazar: admin   //   Genel  //  Yorum Yapılmadı

images

 

BEYİN NASIL ÖĞRENİYOR

Beynin nasıl öğrendiği konusunda son yirmi yıl içinde beklenmedik gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan bir hasta üzerinde, 1981 yılında Roger Sperry adlı bilimadamının ortaya çıkardığı gerçekler hızlı öğrenme ve hafıza eğitimi metotlarında çığır açtı.

Ülkemizde eğitim niçin “öğrenciler için külfet ve hatta çekilmez yük haline geldi?” Neden okulunu bitiren işe yarar hayat becerileri kazanamamakta, mesleğini öğrenememektedir? Tüm bu soruların cevabı aslında beynin nasıl öğrendiği ile ilgili görünmektedir. Beyin ve öğrenme gerçeklerine ters bir şekilde sürdürülen eğitim, eğitmemektedir.


Son yıllardaki bunca gelişmelere rağmen beyin, hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organı olma özelliğini koruyor. Bilim adamları, birçok kişinin beyin potansiyelinin yalnızca % 4–8 arasındaki bir kısmının kullanıldığını öne sürmektedir.

Buna göre keşfedilmemiş engin bir dünyanın küçük bir adasında yaşıyoruz. Son zamanların en büyük bilimsel çalışması olan “genom projesi”nden sonra beynin sırlarının çözülmesi bilim dünyasının hedef tasarısı haline geldi.. Yakın gelecekte özellikle eğitim ve öğrenme konusunda yeni çığırlar ve olağanüstü ufuk ve imkanlar ortaya çıkabilir.

Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine bağlı olduğunu gösteriyor. İnsan beyni yaratılış itibarıyla bir öğrenme programıyla yüklü olarak gelmektedir. Ancak bu programın yanında “kullanıcı el kitabı” mevcut değildir. Zaman geçtikçe öğrenilen bilgi ve becerilerin modası geçmekte ve kullanılmaz hale gelmektedir.

Modası geçmeyen ve hayat boyunca ihtiyaç duyduğumuz ise “öğrenmenin öğretilmesidir”. Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor artık..

Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar düşünce–muhakeme–akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alalım.

Hipokamp ve etkili öğrenme

Beyin, iç içe üç bölüm halindedir. Orta beyinde bulunan “hipokamp” (hippocampus) “hafızanın merkezi”dir.. Bu merkez adeta beynin yazıcısı gibi faaliyet gösterir. “Beynin yazıcısını” kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz, sorusuna vereceğimiz cevap “evet”tir.

Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Beynin hipokamp olarak adlandırılan bölgesinde, sinapslar (nöronların birbiriyle haberleştikleri noktalar) yüksek frekanslı elektrik sinyalleriyle uyarılınca sinaptik bağlantılar güçleniyor.

Çeşitli öğrenme kanallarından bize ulaşan bilgiler verdiğimiz önem derecesine göre kaydolmaktadır. Merak ve ilgi duymadığımız, önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir.

Sonuçta zayıf sinaptik bağlar oluşur ve beyin “harddiskine” (korteks) kayıt işlemi gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda “alıcılar” (duygular) harekete geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte, beynin en dış tabakasında bulunan “kortekse” kayıt işlemi tamamlanmaktadır.

Beynin üçüncü kısmı olan korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plan yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halindedir. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Duyguları uyandıran olaylar orta beyinde bulunan “hipokamp” vasıtasıyla beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir.

Öğrencinin konuya ilgisinin çekilmediği, merakın uyandırılmadığı ve konunun zevkli ve eğlenceli hâle getirilmediği “öğretme süreçlerinin “başarısız kalması “hipokamp” denilen beyin bölgesinin uyarılmamasıyla ilgilidir. Üzerinde “merak ve ilgi” etiketi taşımayan bilginin beyne girmek için gerekli vizeyi alması mümkün değildir. Bu yüzden de “Merak ilmin hocasıdır.” denilmiştir.

Beyin lobları ve öğrenme

Birçok test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı tespit edildi. Araştırma sonuçları beynin sağ lobunda da, ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonların icra edildiğini ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lob ise artistik tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir.

Sağ lobun duygular ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun aksine sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı.. Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lob fonksiyonları arasında yer almaktadır. Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmesi için sağ loblarını da geliştirmeleri gerekmektedir. Öğrendikleri konular ve formüllerden yeni şeyler üretebilmeleri için beynin sağ lobunu da işin içine katmaları gerekmektedir.

Beynin her iki lobu birbirini tamamlayan fonksiyonlara sahiptir. Her iki lob arasında yoğun sinir lifinden oluşan “korpus kallosum” ağ demeti bulunur. Bu ağ, beynin sağ ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan bir köprüdür.

Sağ beyin yaratıcılığı, duygusallığı, seslere ve renklere, hayal gücüne, sezgilere ve soyut algılamalara daha yatkın çalışırken; sol beyin mantıklı, sistematik ve analitik düşünmeye, yazı ve sayılara, ölçme değerlendirme ve eleştirmeye daha yatkın olarak çalışmaktadır.

Beyinlerinin bir yarısını diğerine göre daha iyi kullanan kişiler, işleri ve ilişkileri bu boyutta çalışan yarıküre’nin yeteneklerine ihtiyaç duyduklarında zorlanırlar ve başarısız olurlar. Beyninin sağ lobu ameliyatla alınmış bir insanda neler gözlenir? İşte olacaklardan bazıları: Vücudunun sol tarafını kullanamayacaktır. Konuşmaya, coşku, hayal, heyecan veren sağ loba sahip olmadığından robottan çıkmışçasına düz konuşmaktadır. Matematik hesaplamaları ameliyat öncesinden hiçbir farkı yokmuşçasına aynen yapacak, mantıklı ve doğru cevaplar verecektir. Hayal ve sezgisel gücünü tamamen kaybetmiştir.

Evinden komşuya gezmeye çıktığında, evler arasındaki mekan ilişkisini kuramayacak, evine geri dönemeyecektir. Çünkü boyut, hacim ve yerleşim yeteneğini kaybetmiştir. Basit bir aleti parçalara bölseniz, bir araya getirme–bütünleştirme işini de beceremeyecektir. Küçük parçalara bakarak resmin tanınması beynin sağ lobunun uzmanlığı arasındadır.

Kendisini ziyaret eden ve haline gözyaşı döken yakınlarının bu haline bir anlam veremez. Sağ lobu sağlamken çok sevdiği müzik kasetindeki melodilere hiç ilgi göstermediğini ve hatta hatırlamadığını göreceksiniz. Ameliyat öncesi çok samimi olduğu bir arkadaşının bir resmini gösterseniz hatırlaması mümkün değildir. Çünkü sol lobun, tek başına şekilleri ve resimleri hatırlayabilmesi imkansızdır. ‘Rüya görüyor musunuz, hayal ediyor musunuz?’ sorunuza size hiç ilgisiz cevaplar verecek ya da ‘O da ne demek?’ diyecektir.

Beynin kapasitesi

Beyinle ilgili bu gelişmeler günümüzün başarılı insan anlayışında da değişikliğe yol açmaktadır. Buna göre başarılı insan beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insandır.

İki lobun birlikte kullanıldığı, birbirleriyle uyumun sağlandığı ve işbirliği içinde çalışıldığı durumlarda kişisel yetenek ve etkinlikte olağanüstü artış gözlenmektedir. Eğitimde beynin iki lobunun kullanımı beyin kapasitesinin iki kat değil, kat kat artmasına yol açmaktadır. Hızlı ve etkili öğrenmenin yolu beynin her iki lobunu birlikte ve dengeli kullanmaktan geçiyor.

Bir kuşun uçabilmesinin iki kanatla mümkün olması gibi etkili öğrenme için beyin loblarının her ikisinin dengeli gelişimine ihtiyaç vardır. Kitap okurken genelde her iki lob birlikte koordineli bir şekilde çalışmak zorunda kaldığından kitap okumak beyin loblarının dengeli gelişiminde en faydalı faaliyetlerdendir.

Çünkü sol lobca takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lobla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme, sağ lobu genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de genelde beyin gelişimine pozitif bir katkı sağlamamaktadır.

Lobların dengeli fonksiyonu

İnsanların yüzünü kolayca hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lobdan ne derece etkin olduğunu gösterir. “Bin defa duymaktansa bir defa görmek yeğdir.” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır. “Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler” şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında sağ lobun şekil, resim, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyonuna işaret etmektedir.

Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar “fotoğrafik hafızaya” sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özelliklerinin beynin her iki lob fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullandıkları görülmüştür.

Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan “söyleme–anlatma”, “öğretme” metodundan ibaret kalan eğitim şekli beynin sol lobunun, diğer bir deyişle beynin yarısının kullanıldığı eğitim tarzıdır.. Hayal gücü, renk, ritim, şekil ve yaratıcı düşünme gibi özelliklere sahip sağ lob fonksiyonları yerine getirilememektedir.

Beynin boş bir kutu içine bir şeyler dolduruyormuşçasına süre giden sadece sol loba hitap eden eğitimin ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte görmekteyiz.

Eğitimle ilgili toplumda yaygınlaşan çarpıcı ifadeler de aslında özellikleri yeni anlaşılan beyin gerçeklerinin somutlaştırılmış ifadeleri olmaktadır. Mesela “Sıradan öğretmen anlatır; iyi öğretmen açıklar; yetenekli öğretmen yapar ve gösterir, büyük öğretmen ilham kaynağı olur” bunlardan birisidir.

Yetenekli ve büyük öğretmen, insanların sağ lobuna hitap etmektedir. Yetenekli öğretmen, yaparak, yaşayarak öğreten, deneyen, düşündüren, sorgulayan, gerçek hayatı okula getiren öğretmendir.

Ayrıca büyük öğretmen, sağ lobun etkisinde olan insanın duygusal ve ruhsal zekasına da hitap eder, söylediklerini yaşar, usta–çırak ilişkisine dayanan öğrenme eylemine müracaat eder. Anadolu liseleri sınavları ve üniversiteye hazırlayacağız diye eğitim, tamamen ezberci ve tekrara dayanan sol beyin ağırlıklı bir öğrenim yöntemine dönüştürülmüştür.

Bu durum bir öğrenim ya da öğrenme değil, sadece kişilere verilen bilgilerin belleğe kayıt edilmesidir. Bu kayıtlar ise inanılmaz bir hızla bellekten silinmektedir (ya da öğrenciler bu kayıtlara ulaşamamaktadır).

5N1K KURALI…

Ne ?
Neden ?
Nasıl ?
Ne zaman ?
Nerede ?
Kim ?

NE YAPMALI?

Bilineni bir kenara bırakmalı ve bilinmeyeni keşfetmeye çalışmalıyız.

– Değişen ve gelişen dünyaya adapte olmalıyız.

DEĞİŞİM…

Westminster manastırının bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarının üstünde şu sözler yazılıdır:

“Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu kabul ettiremedim.

Ve simdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim.”

– Vücudumuzun, beynimizin ve ruhumuzun yani bilgi dünyası ile enerji dünyasının aslında aynı bilincin bir parçası olduğunu anlamalıyız.

– Bilincimizi güçlendirmeli ve derinleştirmeliyiz. Vücudumuzun, beynimizin ve ruhumuzun gözünü aynı anda kullanmayı öğrenmeliyiz.

– “Dua Etmek Tanrı’yı değiştirmez, ama dua edeni değiştirir.”

Soren Kıerkegaard

– Bütünü parçada, parçayı bütünde görebilme yeteneğine sahip olmalıyız.

– Günlük hedeflerimiz olmalı

– Olduğumuzun farkına varmalıyız. Ne olduğumuzu düşünüyorsak oyuz.

– Her şeyi kontrol etmeye ve yönetmeye çalışmaktan vazgeçmeliyiz.

– Sinirlenmemeliyiz.

– “Düşüncelerin hisleri, hislerin davranışları, davranışların alışkanlıkları, alışkanlıkların karakteri belirlediğini unutmamalıyız.


NASIL YAPMALI?


– Seçimlerimizle;

– Yeni yollar denemesi için ruhumuza izin vermeliyiz. Hedefe kilitlenmeliyiz. Yeniliklerden, yeni deneylerden korkmazsak Başarırız.

– ” Mucizeler doğaya karşı olan şeyler değildir, sadece bizim doğal olarak bildiğimiz şeylere karşıdırlar.”

Aziz Augustine

– Her seçim aynı zamanda bir vazgeçiştir. Değişen ve gelişen dünyaya adapte olabilmek için esnek ve dinamik olmalıyız.

– İstemin insanı harekete geçirdiğini, bir merkeze odaklanmış hareketin ise Başarıyı getirdiğini unutmamalıyız.

– Fırsatların, karşımıza kendiliğinden çıkmasına izin vermeliyiz.

– Her şey ilk adımla başlar. Yüz metrede yürüsek yüz kilometrede ilk adım çok önemlidir.

– Ve biz onu neden sonuç ilişkisi içinde incelemeliyiz. Seçimlerimizi hayata geçirmek için elimizden geleni yapmalı sonrasını dert etmemeliyiz.

– Değiştiremediğimiz şeyleri kabul edebilmek için sabır; değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve aralarındaki farkı bile bilebilmek için bilgelik arayışında olmalıyız.

– Hepimizin tek bir doğruyu algılamamız imkansız. Tek bir doğru yoktur. Olayları algılama şeklimizi değiştirmeliyiz.

– Yargılamayalım. Kendimizi başkalarının yerine koyalım. böylece daha zor incinir ve incitiriz.

– Sinirlenmektense kendimizi huzursuz hissettiğimizde, ne yapacağımızı bilemedi ğimizde içimiz deki sığınağa gitmeli, soruna odaklanmalı ve bütün bunlara değer mi diye düşünmeliyiz.

– İlk kendine günaydın de uyanırken, ve ilk kendine gülümse aynalarda, bir tatlı söz söyle kendine, tebessüm et ve umursa kendini teşekkür et… sevmekle başlar her şey, kendini sev… ve paylaştıkça çoğalır sınırsız ver… dost ol kendine dost ol… bir sevda sun yalansız… ve dokun kendine hesapsız… ilk kendine günaydın de uyanırken… ve ilk kendine gülümse aynalarda… sonra göreceksin bin bir yüzde kendi yansımanı…

NEDEN YAPMALI?

– Çünkü bilinen yol şartlandığımız ve alıştığımız yoldur.

– Buda bizi dar bir alana hapseder. Bilinmeyen ise sonsuz olanaklardan oluşan taptaze yeni bir alandır.

– Zorlayarak ulaşmaya çalıştığımız hedefler doğal yollarla karşımıza çıkan fırsatlar kadar mükemmel olmayabilir.

– Ne kadar zeki, ne kadar yetenekli ve ne kadar becerikli olursak olalım her şeyi kontrol etmemiz ve yönetmemiz mümkün olmayabilir.

– Nedensellikle dolu bir evrende yaşıyoruz. Her şeyin bir nedeni vardır.

– Başlangıç noktasına hassas bağımlılıklarımız vardır.

– Göreli bir evrende yaşıyoruz. Her şey bir şeye göredir.

– Yargıladıklarımızla yargılanırız.

– Sinirlenme boşa giden enerjiden başka bir şey değildir.

– Mutluluk bir yolun sonunda ulaşılacak bir yer, bir hedef yada bir şey değildir. Mutluluk yolun kendisidir.


NE ZAMAN YAPMALI?


– Şimdi…

“Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti

Derede akan su, ovada esen yel gibi

İki gün var ki dünyada,bence ha var ha yok

Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki..”

Ömer Hayyam

Kozmik evrende geçmiş ve gelecek yoktur. Sadece bugün vardır. Bu gün sonsuz bir şimdidir ve şimdi anlardan ibarettir. hayat anlardan ibarettir.

“Bu güne iyi bak!

Çünkü o, hayattır,

Bu kısa yolda varlığın bütün çeşitleri ve

deneyimleri yatar;

Büyümenin sevinci,

Eylemin şanı,

Güzelliğin nuru.

Dün bir anı olsa da,

Yarın sadece bir hayaldir;

Ama bugün iyi yaşamak

Her geçen günü mutlu bir anı yapar,

Ve her yarını umudun görüntüsü

Bu yüzden bu güne iyi bak!”

 Kadim Sanskrit Şiiri

“Dün bir rüya,yarınsa bir hayaldir.

Rüyayı mutlu,

Hayali umutlu yapan

bu gündür.

Bu güne iyi bak.”

Halil Cibran

“Bu gün nedir?

Geriye kalan hayatınızın ilk günü.”

Nazmi Gür

GEÇEN ZAMAN VE BÜYÜK ZAMAN

Zaman ve uzay, bir doğal olayın açıklanmasında, hatta bizim için bile değiştirilmesi durumunda şimdiye kadar temel aldığımız alt yapıyı yerle bir edecek kadar önemli bir yapılardır.

Henüz günlük yaşantımızla, Einstein’in izafiyet teorisinin bu kısmını birleştiremedik. Duyuüstü deneyimlerimizi açıklarken, hâlâ Newton’un mekanik teorisine başvuruyoruz. Şu örneği ele alalım: Louise, arkadaşı Josiane’ın bir trafik kazası geçirebileceğini çok derinden “hissetti” diyelim.

Bu “izlenim”ini doğrulamak için Louise, saati not edip arkadaşını telefonla arar.

Josiane da onu, hiçbir şeyin olmadığına ve her şeyin yolunda olduğuna inandırır.

Bu durumda, Louise’in ilk tepkisi (Newton’un düşünüşüne göre), izleniminin “kendi hayal gücünün bir ürünü” olduğuna kendini inandırmaktadır.

Zaman doğrusal olmadığı için (geçmiş, şu an ve gelecek, genel sıralamaya göre), olay, biz onu görürken gerçekleşebileceği gibi, çoktan yaşanmış ya da ileriki bir tarihte yaşanacak da olabilir.

Olayın sadece bir olasılık olarak kalıp kendini hiçbir zaman göstermemesi de mümkündür. Bununla birlikte, söz konusu olayın biz onu “hissettiğimizde” meydana gelmiş olmaması, hiçbir şekilde olma olasılığının bulunmadığı anlamına gelmez.

NEREDE YAPMALI?

– Burada…

KİM?

– Ben

Kaynak : Derleme

HIZLI OKUMA
Tem 15, 2013   //   Yazar: admin   //   Genel  //  Yorum Yapılmadı

hizli-okuma-tek

 

HIZLI OKUMA

İkinci Dünya Savaşı sırasında Luftwafe (Alman Hava Kuvvetlerinin) uçakları Londra’yı gece-gündüz bombalıyorlardı. İngiltere göklerinde İngiliz ve Alman uçakları savaşır, birbirlerine girerlerdi. Londra civarında kulelerde gözcüler, yaklaşan uçakların amblemlerini görüp, dost mu düşman mı anlamaya çalışırlardı. Düşman işaretlerini görür görmez de alarm düğmesine basarlar, halkın vaktinde sığınağa koşmasını sağlarlardı. 

        Benzer şekilde, İngiliz pilotlarının da yaklaşan uçağın amblemini çok çabuk farketmeleri hayati derecede önem taşımaktaydı. Ne var ki, çok kere gözcüler ve pilotlar uçak amblemlerini seçmede geç kalıyorlar; ve bombalar düşmeye başlıyordu. Bunu önlemek için İngilizler, Ohio Üniversitesinden Dr. Renshaw’un buluşlarıyla, şimdi ‘takistoskop’ dediğimiz aleti geliştirdiler.

        Göz hızını geliştiren basit bir mekanizmaya sahip bu alet, muhtemelen birçok İngilizin hayatını kurtarmıştır. Merceği saniyenin 25’te, 50’de ve 100’de biri hızla açılıp kapanan bu araçla, pilot ve gözcüler yetiştirildi. İngiliz ve Alman uçaklarının oldukça büyük resimlerini göstererek başlanan çalışmada, resimler gitgide küçültüldü; resmin belirip kaybolma süresi gitgide kısaltıldı. Bu çalışma sonucu, katılanların algılama hızları şaşırtıcı seviyelerde yükseldi. Böylelikle bombardıman uçakları çok daha erkenden teşhis ediliyor, haliyle pilotların reaksiyon hızları artıyor, gözcüler halka daha çabuk haber verebiliyordu.

        Amerika’da eğitimciler bunu duyunca, aracı, kelime seçmeyi hızlandırmada denediler ve böylelikle ‘Hızlı Okuma’ doğdu. Gözün, vücudun herhangi bir diğer organı gibi, egzersiz gördükçe daha ‘etkili’ olmaya başladığını ispat ettiler. Böylelikle ‘tembel göz’ daha atik davranmaya ve gördüğü şekli (resmi, amblemi, sayıyı, yazıyı) daha hızlı olarak beyne (asıl görme fonksiyonunu gerçekleştiren merkeze) yollamaya alıştı. Ellili yıllarda, Amerika’da bu konuda kurslar düzenlenmeye başladı. Belirli bir kabul süresinin ardından da okullar Hızlı Okuma’yı benimsemiştir. ABD’de 1960’lı yıllarda, Columbia Üniversitesi’nde ve Uniteq okullarımızın beşinde Hızlı Okuma kursları açtık. 1970’lerde Türkiye’ye kesin dönüş yaptığımda da, bu tekniğin Türkiye için de çok önemli olacağı kanaatiyle, seminerler verdim.

        Şu an Amerika’da, ilköğretimden üniversiteye kadar her seviyede ‘Speed Reading’ dersleri verilmekte ve öğrenciler bu teknik üzerine dersler almaktalar. Bambaşka yönden bir buluş da, Hızlı Okuma’ya yeni bir boyut daha kattı. Sinema ilk çıktığında perde küçücüktü ve çekimler o küçük alana sığacak şekilde yapılırdı. Çünkü gözün, başı çevirmeden ancak bu kadar bir alanı görebileceği sanılırdı. 1950’lerde, psikologların ‘algılama eşiği’ [treshold of perception] deneylerinde gösterdikleri ‘göz ucuyla da görme’ [peripheral vision] gerçeğini Hollywood kaptı ve perdeyi bugünkü büyüklüğüne çıkardı.

        Bütün bunlar gösterdi ki göz, başı sağa-sola çevirmeden de çok geniş bir alanı görebilmekte (gelecek sefer sinemaya gittiğinizde dikkat edin; o kocaman perdede filmi seyrederken başınızı sağa sola çeviriyor musunuz, yoksa perdenin orta bir yerine bakıp tamamını görebiliyor musunuz?). Bu buluşu da Hızlı Okuma’ya uyguladılar ve tek tek kelimelere bakma yerine, satırın daha geniş bir bölümünü görmenin, yani 2-3 hatta 4 kelimeyi birden görmenin pekala mümkün olabileceğini ispat ettiler. Böylece Hızlı Okuma en etkili biçimini aldı.

        Özetle, Hızlı Okuma bu iki temele dayanır: 1) Göz, egzersizlerle, gitgide daha hızlı görmeyi öğrenebilir; tıpkı ağırlık çalışmakla kol kaslarının gelişmesi gibi. 2) Beyin, gene egzersizlerle geniş kelime gruplarını bir bakışta görmeyi öğrenebilir.

        Prof. Reha Oğuz Türkkan
Etkin Hızlı Okuma Kitabından alıntıdır.

İz Bırakanlardan Olun
Mar 26, 2013   //   Yazar: admin   //   Genel  //  Yorum Yapılmadı

Öğrenci Koçluğu, Yönetici Koçluğu, Motivasyon Eğitimleri, Kegep Zihin Gelişim Programı, Aile içi Eğitim Koçluğu, Sporcu Koçluğu,Yaşam koçluğu ile bizimle hayatınızda izler bırakın…

184518_479591162077057_721283206_n

Site içinde ara

Günün Motivasyon Sözü

Sonuçları değil, baslangıçları değistirmek gerekir. ALAIN

Takvim

Ekim 2018
P S Ç P C C P
« Ağu    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Yazılar